Kahvehane Kültürü

Tarihte Kahveler

Tarihte Kahveler
Kahve ve Osmanlı kahvehaneleri hakkında ilk önemli araştırmayı, 18. yüzyıl sonlarında İstanbul'da yaşayan D'Ohssson yapmış. D'Ohssson, Tableau General de l'Empire adlı yapıtında kahvelerin keşfini şöyle anlatıyor; Yemenli Şeyh Şazili 1258'de tekkesinden kovulup bir dağa sürülmüş.

Yiyecek bulamadığı için kahve ağaçlarından topladığı kahveleri kaynatıp yemiş. Uyuz hastalığına yakalanmış derviş arkadaşları onu aramaya çıkmışlar. Bulduklarında da merak edip yaptığı kahve lapasını yemişler ve hastalıktan kurlulmuşlar. Olay, Yemen'de duyulmuş. Zamanın hükümdarı şeyhi ödüllendirerek kahve ağaçlarının yetiştiği dağın eteğinde ona özel bir tekke yaptırmış, meslek grubundan, aynı loncadan kişilerin gittiği kahvehanelerdi. Bunlar meslek grubuna göre hamal ve esnaf kahvehaneleri, denizci ve balıkçı kahvehaneleri, yeniçeri, tulumbacı kahvehaneleri gibi isimlerle anılırdı. Bu kahveler bilgi alışverişinin yapıldığı, mesleki sorunların tartışıldığı, işbirliği yapılan yerlerdi. Örneğin Balat Kahvehanesi'ni işleten Penderoğlu, Türk ve Rum komşuları arasında zaman zaman kavgaları bu atmosferden güç alarak çözümlerdi. Günümüzde bile popülerliğini koruyan Pierre Loti Kahvehanesi, 1880 de Eyüp'te Karyağdı Bayırı'nın sonundaki tepede açıldı. Galata ile Eminonü'nü birbirine bağlayan köprü üzerinde de birtakım kahvehaneler vardı. Yazar Edmond de Amicis'e göre o 19'uncu yüzyılın ikinci yarısında Galata ve Beyazıt kulelerinde de kahve içiliyordu. Yaz günleri Tophane ile Ayasofya meydanlarında kurulan çadırlar da kahvehane olarak kullanılıyordu. Kır yerlerine kurulan kahvehanelerin en büyüğü ise Kadırga'daki 56 Kahvehanesi'ydi. Fener'de deniz üzerindeki İskele Kahvehanesi, vapur iskelesinin hemen yanındaki Ahmet Rasim'in uğrak yeri olan, içinde ince saz da bulunan kahve gazinoda dönemin popüler mekanlarından biriydi. Kahvehanelerin bazıları gündüz kahve olarak çalışır, gece gazinoya dönüşürdü. Eyüp İskele Gazinosu bunlar arasında en ünlüsüydü.
Toplumsal değişimler doğrultusunda kahvehanelerde değişmeye başladı. Her yıl daha çok sayıda Osmanlı Avrupa'ya gitti. Avrupa'ya sürgün gönderilen Jön Türkler de sık sık cafelerde buluşup imparatorluğun kaderi hakkında hararetli tartışmalar yaparlardı. İnsanların kafalarında modern kahvehane imgesi oluştu. Galata ve Pera'da "alafranga" kahvehaneler açılmaya başlandı. Kanun-i Esasi Kıraathanesi olarak tanınan mermer, alçak kabartmalı ve Art Nouveau dekorlu Tarlabaşı'ndaki Ca-fe de la Paix gibi yüzyıl sonunda açılan birçok kahvehane, alafranga kafelerin mimarilerinden ve dekorlarından doğrudan etkilendi. İstanbul'daki eski geleneksel kahvehaneler giderek kıyıda köşede kalmaya başladı.
Kadın garsonlu ya da kadın garsonsuz- çünkü bu kadınların Türklerin işlettiği kahvehanelerde görülmesi için zaman gerekiyordu masaları, sandalyeleri ve uygun de-koruyla Avrupa modeline en çok yaklaşan kahvehaneler kendilerini modern müesseseler olarak sunuyor, müdavimleri de aydın ve eğitimli geçiniyordu. Hat levhaları, sedirleri, hasırları ve nargile tiryakileriyle eski Osmanlı kahvehanesinin geleneksel çerçevesine sadık kalanlar ise artık demode, eskimiş kalıyordu. Cumhuriyetin ilk yıllarında, tutucuları ve gericilik yandaşlarını gözler önüne sermek isteyen hiciv ustaları, bunların başları sarıklı, eski kahvehanelerde nargile ya da çubuk içerek, cumhuriyete ve reformlara sövüp sayarken canlandırılıyordu. Modernleşme sürecinin göbeğinde kalan kahvehaneler, tıpkı kullanılan dil gibi, sonunda ilerici ya da gerici bir zihniyetin göstergesi olmuştu; "Hangi kahvehaneye gittiğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim..." 
Kahvehanelerin değişimi Cumhuriyet yıllarında da sürdü. Semai kahvehanelerin modası yavaş yavaş geçti. Ramazan geceleri Şehzadebaşı'ndaki kahvehane ve çayhanelerin canlılığı yok olmaya başladı. Meddahlar ortadan kalktı. Karagöz anılarda kaldı...Aynı dönemde Mustafa Kemal tarafından Türk kadınlarına sosyal, hukuksal ve siyasi hakların tanınması kahvehanelerin görünen yüzünü daha da değiştirdi. Halka açık yerlerde, okullarda, idari yerlerde kadın erkek ayırımı hızla ortadan kalktı. Bununla birlikte bütün kahvehanelerde cinsiyet eşitliğinin söz konusu olduğunu söylemek zor. Anadolu ve büyük kentlerin varoşlarında hala kahvehaneler kadınlara kapalı ve erkek egemen. Sonuç olarak geleneklerle derinlemesine bütünleşmiş kahvehanelerin modernlik virajını alamadıkları ortada. Bugünkü cafe-kahvehaneleri anlayabilmek için bu ayrımı özümsemek gerekiyor....